Bugün, 13 Temmuz 2024 Cumartesi

Yahya Öğer


BU ŞEHİR BU KİRLİLİĞİ HAK ETMİYOR

Yazının hemen başında işi polemiğe çekip siyasi kirlilikten, ahlaki yozlaşmışlıktan, dini polemik ve kirlilikten bahsetmek istemiyorum.


Benim kastetiğim şehrin ciddi manada çevresel noktada bir kirliliğe mahkum edilmesidir.
Eski Diyarbakır'ı anlatırken büyüklerimiz, her mahallede kadınların kendi evlerinin ömürlerini temizlediklerini, 33 medeniyete beşiklik eden bir medeniyetin varlığından iftiharla bahsederler. Şehrin sokaklarının, Sahabe ayaklarının bastığı yerler olduğunu dile getirenler, abdestle bu şehre girildiğini aktarırlar.Bu şehirde yaşanılan medeniyetlerin temizlik kültürü ile perçinlendiğini yazarlar.Oysa şimdilerde insanlar bırakın evlerinin önlerini temiz tutmayı, adeta şehri ve evlerinin önlerini kirletmek için yarış halindedirler.

Ana arterlerimiz dışında sokaklarımız çöp yığınları haline gelmiş vaziyettedir. Tarihi mekanlarımız çöp yığınlarından, surlarımız  bağımlı bireylerin bıraktığı kirlilikten geçilmiyor. Şehrin dört bir tarafındaki girişler hiç de bu şehre yakışmayacak görüntüler sergileyerek, misafirlerine hoş geldin demenin mahcubiyetini içindedir.Burada herhangi bir yerel yönetimi suçlamaktan ziyade bu kirliliği oluşturan, asolan bireysel davranışları, eğitimsizliği ele almanın daha  çok önemli olduğunu bilmekte fayda vardır.

Diyarbakır pekçok konuda parmakla gösterilecek güzelliklere imza atan bir şehirdir.
Şimdilerde bir taraftan yol kenarlarında demlenip alkol şişelerini tarlaya atanlar, şehrin merkezinde sigarasını içip izmaritini sağa sola fırlatanlar, piknik yaptıktan sonra artıklarını toplamayı kendine zul sayıp çöplerini yerinde bırakanlar, canım belediye ne işe yarıyor bu işi temizlemek onların asıl görevidir deyen hastalıklı bir psikoloji ile kendini savunan profillerlerdir. 

Unutulmamalıdır ki çevresel temizlik, kişinin aynı zamanda eğitim seviyesini, ahlaki değerini, dini söylemlere verdiği değerin nişanesidir. Temiz bir çevrede yaşamak bireyin,gelecek nesillere bırakabileceği yaşanabilir temiz bir dünyayı zorunlu kılar.

Atılan her izmaritin ciddi manada toprağın ve suyun kirlenmesine ama aynı zamanda binlerce canlının ölmesine, sağa sola atılan her cam şişenin, yaz aylarında sıcak geçen bu bölgede yangınlara yol açtığına, atılan her plastik çöpün yüzyıllar boyunca doğada yok olmadığına ve kalıcı olarak doğaya zarar verdiğine, sokaklara sümkürmenin veya tükürmenin sadece bir sağlık problemi değil aynı zamanda ahlaki bir problem olduğuna da bakmak lazım gelir.

Topyekün bir yaklaşımla herkesi suçlamak, herkesi bu grup içerisinde anmak elbetteki yanlıştır. Ancak şu bir gerçektir ki; kendi kapısını temizleyen mahallesini, mahallesini temizleyen şehrini, şehrini temizleyen de ülkesini temizleme cihetine gider.

Temizliğe siyasi bir sayıkla bakmak nasıl olsa irademe ket vuruldu(!) diyerek kendi siyasi yönetimi dışında atanan kayımın siyasi varlığını bu yönetle protesto etmek te  anlaşılabilir değildir.
Hastaneler, okullar, kamusal yaşam alanları ivedilikle gözden geçirilmeli, temizlenmeli, eksik olan çöp kovaları hızlı bir şekilde tamamlanmalı, belediyelerin temizlik personelleri mutad bir şekilde şehrin temizliğine dikkat etmelidir. Bu kadim şehrin içinde yaşayan güzel insanlar temizlik konusunda bilinçlendirilmelidir.Kişisel hijyen ve bakım gibi çevresel temizlik de eğitim olarak okullarda verilmeli, temizlik kampanyalarına öğrenciler, veliler, özel sektör çalışanları ve memurlar da dahil edilmelidir.

Konuşacak o kadar çok şey var ki.. 

Çevresel temizliğe önem vermeyenlerin toplumu dejenere eden diğer kirliliğe de çok da önem vermediğini bilmekte fayda vardır. 
Hiçbir şey yapılmayacaksa dahi en azından çevreyi kirletmeme noktasında herkes kendine düşen hassasiyeti göstermelidir.